JAN LISIECKI ile Piyanoda Sadelik ve Denge
Yorumlarındaki sadelik ve berraklıkla çağının en dikkat çekici piyanistlerinden Jan Lisiecki, müziğe yaklaşımını, dinleyiciyle kurduğu bağı ve klasik müziğin paylaşım gücünü anlatıyor.
Sade, berrak ve aynı zamanda derinlikli yorumlarıyla öne çıkan piyanist Jan Lisiecki, müziğe yaklaşımında besteciye duyduğu saygıyı merkeze alıyor. Müziğin özünü görünür kılmayı amaçlayan Lisiecki, hem repertuvar seçimleri hem de sahnedeki duruşuyla dinleyici ile güçlü ve samimi bir bağ kuruyor.
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın “Yeni Yıl Konseri” kapsamında İstanbul’da konser veren sanatçıyla gerçekleÅŸtirdiÄŸimiz bu röportajda, sahneye çıkmadan önceki hazırlık sürecinden konserdeki Mozart yorumuna, klasik müziÄŸin yeni dinleyiciler için taşıdığı anlamdan, günlük hayatındaki müzik alışkanlıklarına uzanan keyifli bir sohbet sizleri bekliyor.
Eserleri yorumlama şekliniz genellikle sade, net ve aşırılıktan uzak olarak tanımlanıyor. Bu değerlendirmeye katılıyor musunuz?
Bu çok güzel bir iltifat, çünkü performansımda ben de tam olarak bunu hedefliyorum. Müziğin cazibesini, bestecinin niyetini öne çıkarmaya ve kendimi değil, müziği ön planda tutmaya çalışıyorum.
Her konser salonunun kendine özgü bir enerjisi vardır. Sahne öncesinde yeni bir mekâna, yeni bir piyanoya adapte olma sürecinizden biraz bahseder misiniz?
Yeni bir konser salonuna, yeni bir piyanoya uyum sağlama sürecindeki en önemli nokta, salonda, piyanonun başında vakit geçirmektir. Bu kimi zaman zor olsa da her zaman yapmaya çalıştığım bir şey. Bunun için sabah çok erken saatte salona gitmeniz veya konser ekibi salondayken sizin de orada olup çalışmaya başlamanız gerekebilir. Öte yandan, önceden piyanonun başında olmak, fazladan çalıştığınız anlar bence tüm potansiyelinizi ortaya çıkarmanızı sağlıyor. Normalde direkt salona girip piyanonun başına geçerek de işimi yapabilirim ama ufak da olsa ekstra ön bilgi, hayalinizdeki o büyülü anları gerçekleştirebilmenize olanak sağlıyor.
İlk kez bir piyanonun başına geçtiğiniz anda yaşadığınız hislerle bugün bir sahneye adım attığınızda hissettikleriniz arasındaki en önemli fark nedir?
Piyanonun başına geçtiğim ilk an epey önceydi, pek hatırlamıyorum. Ama net bir şekilde şunu söyleyebilirim; piyano artık sadece çok aşina olduğum, vücudumun bir uzantısı gibi olmanın ötesinde, hayatımın da en önemli parçalarından biri. Dünyanın dört bir yanından gelen insanlarla müziğimi paylaşmaktan müthiş keyif alıyorum.
Mozart’ın 9. Piyano Konçertosu olan “Jeunehomme”, genç bir bestecinin cesurca sınırları zorladığı olaÄŸanüstü bir eser. Bu konçertoda Mozart’ın en çok hangi müzikal anlayışını veya ifadesini öne çıkarmak size keyif veriyor?
Mozart; saflığın, güzelliğin, neşenin ve duyguların bestecisidir. Bence sadelik ile zarafet, aslında aktarılması en zor olan şeyler. Çünkü bir bestecinin eserine romantizmin, süsleyici bir güzellik anlayışının ya da dolgun ve gösterişli bir tınının sunduğu güvenli alan olmaksızın yaklaşmak; bunun yerine o eserin gerektirdiği saflığı ve canlılığı ifade etmek gerekir. Bir yandan müziğe gerçekten hakkını verebilmek için gereken kesinlik; öte yandan ona katmanız gereken zarafet ve hâlâ canlı kalması gereken müzikalite… İşte en büyük zorluk da burada, ama aynı zamanda en büyük haz da. Çünkü imkânların sınırlı oluşu, sizi belirli bir alan içinde çalışmaya zorlar ve böylece zihninizde çok net bir hedefle ilerlersiniz.
Yeni Yıl Konserleri genellikle, klasik müziğe biraz mesafeli duran kitleleri içine alan özel bir alan gibi. İlk kez klasik müzik dinleyecek biri için sizce bu konser ne tür bir deneyim sunuyor?
Klasik müziÄŸi daha geniÅŸ kitlelere ulaÅŸtırırken aynı zamanda onlara mevcut en yüksek nitelikte müziÄŸi sunabilmenin harika olduÄŸunu düşünüyorum. Sonuçta müzik paylaÅŸmak, birlikte keyif almak demek. Strauss’un valsleri gibi popüler sayılabilecek eserler bile olaÄŸanüstü müziklerdir; üstelik bestecilik açısından da son derece yüksek bir niteliÄŸe sahiptirler. EÄŸer bir dinleyici bu müziÄŸi dinleyip baÅŸka bir konsere gelmek üzere ilham alıyorsa, bu gerçekten harika bir giriÅŸim.
Klasik müzik dışında en çok hangi müzikleri dinlersiniz?
Günümün büyük bölümünde ve neredeyse her gün müzikle iç içe olduğum için, aslında aktif olarak çok sık müzik dinlemiyorum. Dinlediğimde elbette klasik müzik ön planda olur. Dünyanın dört bir yanından en yeni hitlerin çalındığı sıradan bir radyo istasyonunu da keyifle dinlerim. Eğer boş vaktim ve sakin bir akşamım varsa, o zaman da memnuniyetle biraz caz ya da Pink Floyd dinler, farklı dönemlerden başka müzikleri keşfederim. Oldukça açık fikirli olduğumu söyleyebilirim.

