Kuruluşundan Bugüne BİFO: Solo Timpanist TORINO Tudorache’nin 26 Yıllık Yolculuğu
Kuruluşundan bu yana Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın solo timpanisti olan Torino Tudorache, 26 yıllık sanat yolculuğunu, orkestranın gelişim sürecini ve müziğin birleştirici gücüne dair düşüncelerini paylaşıyor.
Kuruluşundan bu yana Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın (BİFO) üyelerinden biri olan timpanist Torino Tudorache, 26 yıldır devam eden bu yolculuğu kendi gözünden anlatıyor. Orkestranın uluslararası başarısının ardındaki emeği, müziğin birleştirici gücünü ve sahnedeki ritmin ardındaki incelikleri paylaşan Tudorache, BİFO’nun yalnızca bir senfonik topluluk değil, aynı zamanda bir kimlik ve ortak bir ruh olduğunu vurguluyor.
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’yla (BİFO) kuruluşundan bu yana birliktesiniz. Bu uzun yolculuk sizin için nasıl bir anlam taşıyor?
BİFO’da geçirdiğim 26 yıl çok hızlı geçmiş. Geriye dönüp baktığımda muazzam bir emek görüyorum; orkestradaki tüm müzisyenlerin ciddiyet, titizlik ve üst düzey bir profesyonellik içerisinde çalıştığı, kusursuz bir ortamda inşa edilmiş bir emek.
Bu noktada özellikle vurgulamak gerekir ki, bu harikulade orkestranın oluşumunda, daha en başından projeye inanan ve cömert, saygın duruşuyla tanınan Kocabıyık ailesinin katkısı belirleyici olmuş; bu destek bugün de devam etmektedir.Kendileri BİFO’nun kuruluş aşamasında onursal şefimiz Gürer Aykal’a güvenerek süreci ona emanet ettiler. Bunlar asla unutulmaması gereken temel unsurlardır.
Soruya direkt cevap olarak ise şunları söyleyebilirim: Bu orkestraya tüm profesyonelliğimi verdim. Dolayısıyla BİFO benim ruhumun bir parçası ve eminim ki ben de onun ruhunun bir parçasıyım.
Bu kadar uzun zamandır orkestranın bir üyesi olmak size iletişim konusunda nasıl bir avantaj sağlıyor? BİFO’nun sahip olduğu müzik dilini nasıl tanımlarsınız?
Orkestranın en üst seviyeye ulaşması için bir timpani sanatçısı olarak şahsım da dahil orkestradaki tüm müzisyenler olarak bütün profesyonelliğimizi ve bilgimizi bu işe adadık. Yapılan yoğun çalışmalar da kısa sürede sonuçlarını verdi.
Bugün BİFO kendine özgü bir müzikal dili olan ve dünya çapında tanınan üst düzey bir orkestra markasıdır. Çeşitli orkestra şefleriyle yaptığım konuşmalar esnasında bu orkestranın timpani sanatçısı olduğumu söylediğimde çoğu zaman ilk tepki şu oluyor: “Oo, müthiş bir orkestra!”
İşte bu benim için çok anlamlı.
Timpani ile nasıl tanıştınız? Tüm hayatınızı bu enstrümanla geçirmeye nasıl ikna oldunuz?
Bunun arkasında çok güzel bir hikâye yatıyor. Babam Romanya’nın Oradea şehrinde bulunan Filarmoni Orkestrası’nın baş trombon sanatçısıydı. Orkestranın timpani sanatçısı da olağanüstü bir müzisyendi ve babamın da yakın arkadaşıydı. Beni ilk gördüğünde çocuktum, o zamanlar bana şöyle demişti: “Seni çok iyi bir perküsyon sanatçısı yapacağım!”
Babam ona güvendi. Perküsyon enstrümanları daha ilk andan beni büyülemişti. Çok geçmeden Kaloşvar şehrindeki müzik lisesine başladım ve ardından yine aynı şehirdeki müzik akademisinde eğitimime devam ettim.
Gençlik yıllarımda ebeveynlerimden uzakta olmak beni çok üzüyordu ve sanırım bu durum beni çok yoğun bir şekilde derslerime odaklanmaya itti. Olağanüstü profesörlerden eğitim alma fırsatım oldu. Onları daima kalbimde taşıyacağım.
Timpani, sahnedeki o heybetli duruşu, sesi, yoğunluğu, onun orkestraya sağladığı ritim ve her şeyden önemlisi, şefle arasında neredeyse kusursuz olması gereken o iletişimle daha en başından beni büyülemişti. Tüm bunlar dinleyici tarafından da görülen, hissedilen ve anlaşılan şeyler.
12 Mart’taki konser programı, hem halk müziğinden hem de operadan ezgiler içeriyor. Bu kültürlerarası müzik yolculuğunu bir timpani sanatçısı olarak nasıl deneyimliyorsunuz?
Hem önceki konserde hem bu konserde icra edilen eserlerin bir kısmı, geçen yaz Carlo Tenan yönetimindeki BİFO tarafından kaydedilen son CD’de yer alıyor. Albümde Bartók, Kodály, Martinů, Enescu ve Richard Strauss gibi son derece önemli bestecilerin eserleri bulunuyor.
Bu bestecilere büyük ölçüde müziğin ve halk motiflerinin belirleyici rol oynadığı Doğu Avrupa kültürü ilham olmuştur. Yıllar içerisinde şunu fark ettim; bu isimlerin bestelerinde yer alan ritmik yapılar genellikle eserlerin en önemli bölümünü oluşturmuş. Müzik, kusursuz bir matematiğe sahiptir.
Şahsen ben bu detayları çok iyi anlıyorum, zira benim kökenim de Avrupa’nın o bölümüne dayanıyor. Timpani deneyimim, bana her eserin tamamen farklı bir yaklaşım gerektirdiğini gösterdi.
Bohuslav Martinů’nun Piero della Francesca’nın Freskleri adlı eseri nadir seslendirilen bir yapıt. Bu müzikte rönesans resim sanatından ilham alındığını biliyoruz. Siz eserdeki bu senfonik tabloya timpaninizle nasıl katkı sağlıyorsunuz?
Bartók ve Kodály’nin eserlerinde net bir matematiğiniz olmalı. Bu olmadığında, orkestra ritmik dengesini kaybedebilir.
Enescu eserlerinde dikkatli ve özenli olmalısınız zira neredeyse her nota detaylı bir ritim kalıbına sahiptir. Ayrıca beklenmedik bir anda Enescu aniden ahenk dolu, güçlü bir enerjiye ulaşır.
Martinů eserlerinde renklere ve nüanslara dikkat ederim. Burada belirli bir ritim disiplini gerektiren daha narin bir müzik söz konusu.
Richard Strauss ise renkler, kadifemsi tınılar, âni ses yükselişleri ve güçlü bir ritimle öne çıkar. Strauss’un tarihteki en özel orkestra şeflerinden biri olduğunu da unutmamalıyız.
Son olarak birkaç şey daha eklemek isterim. BİFO, Türkiye’de türünün en iyi örneklerinden biridir. Kuruluşundan bu yana, geçen 26 yılda kendi özgün dinleyici kitlesini oluşturmuştur. Tüm bu denklem içinde dinleyici kitlesi de belirleyici bir role sahiptir. Dinleyiciyi asla kandıramazsınız.
Her konser sonrası dinleyicilerimizin yaşadığı o müthiş heyecanı görebiliyoruz ve bu da bize doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Dinleyicilerimizle uyum içindeyiz.
Bugün hepimiz çaresizce savaşlara ve çatışmalara şahit oluyoruz. Ve kendimizi sorguluyoruz: Biz buraya nasıl geldik? Neden? Bu nasıl olabilir?
Şimdi her zamankinden fazla ihtiyacımız olan bir şey var. Hepimizi birleştirecek, ortak bir cephede buluşturacak bir şeye çok ihtiyacımız var. Ve o “şey”, hiç şüphesiz müziktir.
Müzik her zaman barış anlamına gelmiştir.
Sevgili dinleyicilerimizin önünde saygıyla eğiliyorum, eğiliyoruz.

