Tarihin ve Tutkunun İzinde: Müziğin Hafızasında Bir Yolculuk

Şef Martijn Dendievel, piyanist Maria Meerovitch ve trompet sanatçısı Omar Tomasoni ile müziğin tarihsel katmanlarını, yorumun sınırlarını ve sahnedeki dramatik dili konuştuk.

23 Mart 2026
• HABER

Tarihin izinde olmak, geçmişi yalnızca korumakla değil; onu bugünün bakışı ve duyarlılığıyla yeniden duymak, düşünmek ve anlamakla mümkün oluyor. Müziğin belleğinde saklı katmanları görünür kılan üç güçlü yorumcu, bu yaklaşımın kendi sanat pratiklerindeki yansımalarını paylaşıyor. Şeflik anlayışının temellerinden sahne deneyiminin fiziksel ve psikolojik boyutlarına, enstrümanın bir karaktere dönüşmesinden genç müzisyenlere uzanan önerilere kadar genişleyen bir söyleşi bizleri bekliyor.

 

Martijn Dendievel – Şef

“Tarihin İzinde” olmayı nasıl tarif edersiniz? Sizce bu ifade, geçmişi korumayı mı, yoksa onu günümüzün bakış açıları ve duyarlılıkları ışığında yeniden yorumlamayı mı beraberinde getiriyor?

Yorum, benim için hiçbir zaman eseri yalnızca kendi bakış açıma göre sunmak anlamına gelmedi.Esas mesele, bestecinin eseri hangi bağlamda, hangi orkestra (hatta hangi enstrümanlar) için, nasıl bir dinleyici kitlesine yönelik yazdığıdır.Ardından bu tarihsel ve estetik bağlamı, bugün birlikte çalıştığımız orkestralarla, seslendiğimiz dinleyicilerle ve performansın gerçekleştiği salonlarla dengeli bir ilişki içinde düşünmek gerekir. Bu süreç, örneğin artikülasyon, dinamikler ya da benzeri müzikal ayrıntılarda bazı tercihlerin yeniden gözden geçirilmesine yol açabilir. Besteciye ve bestecilik tekniğine yönelik derin bir araştırma ile saygı temelli bir yaklaşım vazgeçilmezdir.Öte yandan, her orkestranın kendi geleneği ve karakteri olduğunu; bunların da çoğu zaman ait oldukları ülkelerin müzik kültürüyle yakından ilişkili olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Bu nedenle “Tarihin İzinde” olmak, başlı başına bir amaç değil; bir performansın hazırlanma sürecinde başvurulan önemli bir araçtır.

Müzisyen bir ailede büyümek ve küçük yaşlardan itibaren farklı farklı enstrümanlarla iç içe olmak, bugün şeflik yaklaşımınızı nasıl etkiliyor?

Sanırım en büyük etki, müziğin her zaman bir şekilde hayatımızın içinde olmasıydı. Ya ben ya kardeşlerimden biri ya da annem  ̶ ki kendisi profesyonel bir piyanist ve kemancı ̶  çalışıyor olurdu. Bazen de annemin öğrencileri evde olurdu. Dolayısıyla evde hep müzik vardı ve bu atmosferin, benim de profesyonel bir müzisyen olmaya karar vermemde önemli bir etkisi oldu. Dört erkek kardeşimle birlikte (beş kardeşin en büyüğüyüm) sık sık birlikte müzik yapar, kendi küçük orkestramızı kurardık. Bu süreçte birbirimizi dinlemeyi öğrenmek çok önemliydi. Şeflik yaparken de aynı şekilde çok dikkatli dinlemeye çalışmamın temelinde sanırım bu deneyim yatıyor.

 Klasik müzik dışında en çok hangi türleri dinlemekten hoşlanırsınız?

Caz müziğine derin bir sevgim var. Bill Evans, Herbie Hancock ve Miles Davis benim için adeta birer idol, müziklerini dinleyerek bütün akşamı geçirmekten büyük keyif alırım. Brad Mehldau ve John Coltrane’i de unutmamak gerekir.

Ayrıca İzlandalı grup Sigur Rós stresli zamanlardan geçerken bana sürekli eşlik eden bir grup; uzun yolculuklar için adeta mükemmel bir eşlikçi. Geçen yıl onları canlı dinleme fırsatı buldum ve bu gerçekten harika bir deneyimdi!Belçikalı grup Isbells de küçük ülkemizin gizli kalmış mücevherlerinden biri.

 

Maria Meerovitch – Piyano

Müzikte en yakından izini sürdüğünüz şey nedir: besteci mi, dönem mi, yoksa duygu mu?

Sanırım her şey besteciyle başlıyor. Sadece bestecinin fikirleri veya ruh haliyle de değil; yaşadığı dönemle, o dönemde etrafında olup bitenlerle, zihninde tasarladığı ortamla, iç dünyasını şekillendiren atmosferle başlıyor. Tüm bunlar, notaların satır aralarında usulca nefes alıyor.

Müziği icra eden kişiler olarak görevimiz, o dünyayla dinleyici arasında bir köprü kurmak. Bestecinin mesajını dinleyiciye ulaştırma sorumluluğu bize emanet edilmiştir. Bu nedenle yazılı metne mümkün olduğunca sadık kalmaya çalışırım.

Öte yandan, müzik ancak yaşayan bir ruhun içinden geçerek hayat bulur. Ben besteciyle aynı dili konuşurum ama bu dili kendi sesimden duyarsınız. Böylece duygularım, deneyimlerim ve düşüncelerim bestecinin eserinin arka planıyla buluşur. Geçmiş ile şimdi, bestecinin gerçeğiyle benimki arasında geçen bu karşılaşmada, müzik gerçekten anlamda nefes almaya başlar.

Performans kaynaklı sakatlıklar ve sahne korkusu üzerine yaptığınız çalışmalardikkat çekici. Bu araştırmalar, sahnedeyi deneyiminizi ve performans pratiğinizi nasıl dönüştürdü? 

Luciano Pavarotti’nin dediği gibi, “Sahneye çıkmadan önce heyecanlanmadığını söyleyen sanatçılara inanmayın.” Buna ben de inanmıyorum.

Sahne heyecanı gerçektir. Bu yaptığımız işe gerçekten önem vermemizin bir parçası. Ancak heyecan duymak ile kaygıya kapılmak arasında da ciddi bir fark var.

Yaptığım araştırma ve hazırlıklar bana bu kırılgan enerjiyi yapıcı bir şeye dönüştürmeyi öğretti. Performans anında kaygının kontrolünüzü ele geçirmesine izin vermek yerine, onu odaklanmaya, sahnedeki varlığa ve niyete yönlendirmeye çalışıyorum.

Bu yön değişimi size bir alan açıyor. Heyecan için, özgürlük için, spontane bir ifade için bir alan… Ve o alanda performans, artık üstesinden gelinmesi gereken bir sınav olmaktan çıkıp, dinleyiciyle kurulan canlı ve nefes alan bir diyaloğa dönüşüyor.

Klasik müzik dışında en çok hangi türleri dinlemekten hoşlanırsınız?

Çoğu zaman caz.

 

Omar Tomasoni – Trompet

Şostakoviç’teki trompet partisi bir karakter olsaydı, sizce bu karakter sahnede neyi temsil ederdi?

Şostakoviç’in trompet partisi, eserin sonunda güçlü ve etkileyici bir karaktere bürünür, diğer bölümlerde ise daha tatlı, zarif ve yer yer karikatürize bir ifade taşır. Başlangıçta eşlikçi bir rol üstlenir, ancak zamanla öne çıkarak, giderek daha belirgin bir hal alır ve sonunda eserin başlıca karakterlerinden biri, adeta bir ortak başrol haline gelir.

Bugün genç bir trompetçiye vereceğiniz en basit ama en önemli tavsiye ne olurdu?

Yeni nesil trompetçilere söyleyeceğim şey; kendi seslerini ve kimliklerini bulmaları olurdu. Kendi müzikal tercihlerini yapmaları, kendi yollarını keşfetmeleri ve onları benzersiz kılan özellikler ortaya çıkarmaları çok önemli.

Klasik müzik dışında en çok hangi türleri dinlemekten hoşlanırsınız?

Klasik müzik dışında caz ve pop müzik dinlemeyi de seviyorum. Özellikle eski İtalyan pop şarkıları... Ama aynı zamanda sessizliği ve doğanın sesini dinlemekten de keyif alıyorum.

Sayfayı Paylaş